Erasmus Bölüm 7 - Freiburg'da Yaşam

- 7 mins

Merhaba!

Bu yazıda 4.5 aylık Erasmus maceramda Almanya’daki yaşantıyı, gözlem ve çıkarımlarımı özetledim.

 

UYARI 1: Bu yazı, nesnel bilgiler içeren önceki 6 yazıdan farklı olup, kişisel yorumlarımı içermektedir. Bir olayı 10 farklı kişi yaşayıp anlatsa, ortaya 10 farklı yorum çıkar. Dolayısıyla aşağıda yapmış olduğum çıkarımlar, düşüncelerim kimseyi bağlamaz; sizin de aynı şeyleri hissedeceğiniz ya da düşüneceğiniz anlamına gelmez.

UYARI 2: Bu yazı okulun yoğunluğundan dolayı biraz gecikti ama böylesi daha güzel oldu. Almanya’dayken yazsaydım yanlı olacaktı, hemen dönünce yazsaydım daha da yanlı olacaktı. Şu an daha objektif bir bakış açısı kullandığıma inanıyorum. :)

 

Türkiye’de Durumlar

Erasmus’a gitmeden önce, hatta başvuruyu bile yapmadan önce Ankara’da yaşam benim için çok yorucu ve stresli olmaya başlamıştı. Günlük hayatı bir kenara bırakalım, genel olarak her şey benim için can sıkıcı hale gelmişti.

Haberlere bakıyorum; trafik kazası, hırsızlık, gasp, cinayet, intihar, cinnet getirme, taciz, tecavüz, ihmal sonucu yangın, iş kazası, ilginç siyasi gelişmeler ve söylemler, terör saldırıları, şehit haberleri ve daha nicesi.

Televizyonu açıyorum; evlilik programları, bağırış çığırışların eksik olmadığı garip programlar, bilgiden ve tevazudan bihaber işkembeden konuşan yorumcular, bir bölümü 140 dakika süren anlamsız diziler, haberlere zaten bir önceki paragrafta değinmiştim.

Ankara deseniz çok gürültülü ve yorucu bir şehir. Evimden okula gitmek 1 buçuk saate yakın sürebiliyor.

Tüm bu durumlar neticesinde en azından birkaç aylığına farklı bir yerde yaşama deneyimini gerçekten istiyordum. Interrail seyahatimden sonra bu deneyimin bir Avrupa ülkesinde olmasında karar kılmıştım. Almanya ise benim için oldukça güzel bir tercih olarak görünüyordu.

Bu arada 2016’daki bazı önemli gelişmeleri Onedio aşağıdaki bağlantısında derlenmiş:

Onedio – 2016’ya damgasını vuran 72 olay 

 

Freiburg’da Sosyal Yaşam

Freiburg’a yerleştikten sonra fark ettim ki huzur ve özgürlük insan için olmazsa olmaz iki unsurmuş.

Oldum olalı hiçbir zaman deniz insanı olamadım. Nedendir bilmem deniz ürpertici gelir bana. Ancak yeşilin yeri bir başkadır bende. Dünyanın en yeşil şehirlerinden biri olan Freiburg da öyle.

Freiburg, alabildiğine yeşil, her caddesinde sokağında bisiklet yolunun olduğu sevimli, sessiz ve küçük bir Avrupa şehri.

Avrupa’nın çoğu yerinde olduğu gibi her pazar marketler ve mağazalar kapalı. Dışarıda çok az insana rastlıyorsunuz.

Şehirde muazzam bir düzen mevcut. Toplu taşıması kolay kolay aksamıyor. Trafikte herkes kurallara dikkat ediyor. Hatta yaya olarak yürürken bile bir düzen hakim. Tram ve otobüslere iniş binişlerde herkes sırasını bekliyor. Yürüyen merdivenlerde sol tarafta duran kimse göremiyorsunuz.

Öğretmen/personel tuvaleti diye bir şey yok, profesörünüzle aynı tuvaleti kullanıyorsunuz. Sahi, böyle bir şeyin olması bile çok anormal bir şey değil mi?

Dikkatimi çeken şeylerden birisi de şehirde herkes çok hızlı yürüyor. 🙂

Şehirde neredeyse herkes çanta taşıyor. Sırt çantası kullanmayı çok seven biri olarak bu durumdan büyük keyif alıyordum. Marketlerde poşet parayla satılıyor ve genellikle insanlar aldıkları ürünleri çantalarına koyuyorlar.

Market demişken, Alman kasiyerlerin ne kadar hızlı olabileceğini tahmin edebiliyor musunuz? Şu videoyu şuraya bırakayım ben en iyisi.

 

İnsanlar

Almanlar oldukça bilgili, çok dil konuşuyorlar, dünya siyasetini yakından takip ediyorlar. Öyle ki çoğu Nisan ayında gerçekleşen anayasa değişkliği hakkında bizim kendi vatandaşlarımızdan daha çok bilgiye sahipti. Üzücü ama gerçek.

Bunun yanı sıra iyi besleniyorlar, spor yapıyorlar. Günün her saatinde sağda solda dağda bayırda koşan ya da bisiklet süren insanlara rastlamak mümkün. Bunların sonucu olarak obezite oranı düşük. Bir de sigara kullanım oranı da bize göre az.

Öte yandan Almanlar tasarruf konusunda çok iyi. Harcamalarına dikkat ediyorlar. Elindeki şeyleri ziyan etmekten imtina ediyorlar. Mesela kullandıkları telefonlar şaşırtacak cinsten. Etrafta Samsung E250’ler, Nokia 5800’lar görmeniz mümkün. Türkiye’de ise herkeste yüksek seviye telefonlar, çocukların elinde dahi iPhone’lar görmek mümkün. Bir tüketim toplumu olmuşuz da farkında değiliz. Belki farkındayız ama bunu değiştirmek için adım atmıyoruz…

Bu arada Volkswagen, Audi, BMW, Mercedes, Lamborghini, Porsche, Mini Cooper, Bentley, Bugatti, Seat, Opel, Man otomobil markalarının Alman markası olduğunu biliyor muydunuz?

 

Yine beni şaşırtan şeylerden biri; Avrupalı çocuklar ağlamıyor efendim. Bir yetişkin edasıyla anne babası ile konuşuyor. Bağırmıyor, çığırtkanlık yapmıyor. Naçizane bir hikayemi anlatayım,

Almanya’da ilk haftalardan birindeyim. IKEA’ya gittim yurttaki eksikleri tamamlamak için. Üst kata çıkarken çok sevimli bir kız çocuğu görüyorum. Sarışın, 3-4 yaşlarında çıtı pıtı bir kız. “Mama mama” diye annesinin peşinden yürüyor, bıcır bıcır bir şeyler konuşuyor. Neyse mutfak reyonuna doğru ilerliyorum. Ötelerden bir ses, “ANNNEEEEAĞĞ” “ANNNNEEAAAAĞĞĞ”. İşte bu ses tanıdık :) Annesi de geri kalmıyor tabii, karşılıklı bağrışıyorlar.

Kaldığım yurtta hemen yan bloğun alt katında kreş vardı. 1-3 yaş grubu olduğunu tahmin ediyorum, hepsi paytak paytak yürüyor. Yurttayken canım sıkıldıkça çocukları izliyordum. 5 ay içerisinde yalnızca 1 kez çocuk ağlaması duyduğumu hatırlıyorum. Bir de hava eksi derecelerde de olsa, kar da yağsa yağmur da yağsa mutlaka çocukları giydirip dışarı oyun oynamaya çıkarıyorlar.

Avrupalı çocuklarla ilgili farklılıkları tespit eden tek kişi ben değilim elbette, aşağıdaki bağlantıdan başka insanların yorumlarını ve gözlemlerini de okuyabilirsiniz.

Avrupalı Çocuk ve Türk Çocuğu Arasındaki Farklar – Ekşi Şeyler

 

Etkinlikler

Almanlar eğlenmeyi de iyi biliyorlar. Özellikle öğrenciler için muazzam bir ortam var. Cuma ve cumartesi geceleri tramlar 24 saat çalışıyor. Şehir merkezi de bayağı hareketli oluyor.

Kaldığım yurdun barında her Salı film gecesi, her Perşembe oyun ve sohbet gecesi düzenleniyordu. Bunun yanı sıra SWFR (Öğrenci işleri) ve ESN (Erasmus Öğrenci Topluluğu)’nin düzenlediği onlarca etkinliğe katılmak mümkün. Bu kimi zaman piknik, bazen hiking turu, bazen pub crawl olabiliyor. Ayrıca her Pazartesi ESN’nin düzenlediği Stammtisch oluyor. Bu da yine sohbet muhabbet üzerine kurulu bir toplantı. Dünyanın farklı farklı yerlerinden sıra dışı insanlarla tanışmak mümkün. Bir de IC (International Club)’nin düzenlediği şehir dışı geziler var. Bazen hesaplı olsa da 60-80 kişiyle birlikte gezmekten keyif almadığım için birkaç denemeden sonra bunu bıraktım.

 

Yurt

Yurt için mayıs ayında bir tercih formu doldurmam istendi. Seçimimi Ankara’da trafik çilesinden bıktığım için teknik fakültesine en yakın yurtta tek kişilik bir odadan yana kullandım. Bu arada bilginize, Almanya’da kaç kişilik yazarsa yazsın herkesin kendine ait bir odası oluyor. Dolayısıyla 4 kişilik yurt denilmişse sadece banyo ve mutfak ortaktır ve herkesin yatak odası ayrıdır.

Kaldığım odaya ait birkaç fotoğraf ekliyorum.

Erasmus

Erasmus

Erasmus

Kaldığım 5 ay boyunca yalnızca 1 kez 15 dakikalık elektrik kesintisi oldu. Onu da 9 gün öncesinden özür dileyerek haber verdiler.

Yemekler

Euro’nun 4 lirayı bulduğu zamanlarda dışarıda yemek çok büyük bir maliyet oluşturuyordu. Ben de fırsattan istifade mutfak becerilerimi geliştirme fırsatı buldum. Özellikle ilk 2 ay sürekli yeni yemekler denedim. Bunlar içerisinde tavuk mantar sote, patates yemeği, pirinç pilavı ve hatta patlıcan musakka da var. 🙂 Basit yemek tarifi isteyen varsa ulaşabilir. 🙂

Okulun yemekhanesinde yemek ücreti 3-3.5 € civarındaydı. Dışarıda döner genelde 5 €, diğer yemekler de içeriğine ve mekanına göre 10 €’ya kadar çıkabiliyor.

İnternet Bağlantısı

Bulunduğum yurtta internet erişim hızım 90 mbps idi. Modemim olmadığından dolayı yalnızca ethernet kablosuyla bağlanabiliyordum. Telefondan wifi’a bağlanmak için My Public WiFi isimli programı kullanıyordum. Bu program ile bilgisayarı modem gibi kullanmak mümkün.

 

 

Eve Dönüş ve Post-Erasmus Syndrome

Erasmus’un en kötü bölümü eve dönüş zamanı. Döndükten sonra Ankara’ya yeniden adapte olmak, Freiburg’dakinden uzun sürdü. Bir de oldukça yoğun bir dönemin 3. Haftasında gelip direkt ödevlerle ve quizlerle karşı karşıya kalmak sarsıcı oldu. Ama insan her şeye olduğu gibi buna da alışıyor elbette. Mücadeleye devam. 🙂

Yurt dışındayken aile ve arkadaşlar dışında en çok özlediğim şey hiç şüphesiz yemekler idi. Türk mutfağı gerçekten muazzam. Aylardır yemek yemeye doyamadım.

 

4.5 ay da olsa yurt dışında yaşam tecrübesi benim için oldukça faydalıydı. Elbette bahsedilebilecek çok fazla şey var ancak her şeyden söz etmek mümkün değil. Yolunuz Freiburg’a düşecek olursa bana ulaşabilirsiniz.

 

Erasmus ve yurt dışında yaşamak ile ilgili hoşuma giden iki videoyu aşağıya bırakıyorum.

 

Bir de Almanlar demişken,

https://www.buzzfeed.com/karstenschmehl/21-of-the-funniest-memes-about-germany


Tüm seri

Burak Ekici

Burak Ekici

Software Engineer • Lifelong Learner

comments powered by Disqus
rss facebook twitter github youtube mail spotify lastfm instagram linkedin google google-plus pinterest medium vimeo stackoverflow reddit quora quora