2017'de Okuduğum Kitaplar

- 15 mins

Merhaba,

Blogumu takip edenler varsa bilirler; 2017 yılının ilk çeyreği biterken kendim için bir kitap okuma mücadelesi başlatmıştım. Uzun zamandır edinmek istediğim okuma alışkanlığını nihayet kazandım diyebilirim. 2017 yılında da sayıca çok olmasa da nitelik olarak bayağı iyi olduğunu düşündüğüm birkaç kitap bitirdim.

Okuduğum kitaplara dair tek tek yazı mı yazsam, yoksa Twitter’da mı paylaşım yapsam diye ikilemler arasında gidip gelirken son kararım blogda tümünü bir arada barındıran derli toplu bir yazı yazmak yönünde oldu. 2017’de okuduğum kitaplar arada kaynamasın, ziyan olmasın diye onlar için geç de (evet Ağustos’a girdik ne olmuş 😁) olsa bu yazıyı yazmaktayım.

Bitirme tarihlerime göre kronolojik sırada yazdım.


Yol Ayrımındaki Türkiye: Ya Özgürlük Ya Sefalet - Selçuk Şirin (2015)

Selçuk Şirin bu kitabında Türkiye’nin içinde bulunduğu durumları açıkça anlatıyor; verilerle, tablolarla, araştırma sonuçlarıyla güzelce destekliyor.

Türkiye’nin bulunduğu buhranlı durumdan çıkmasının yollarını şu şekilde sıralıyor;

Bu ve diğer adımları verilerle destekleyerek açıklayıcı bir şekilde anlatmış. Bazı şeylerin farkına varmak için bu konulara hepimizin kafa yorması gerekli diye düşünüyorum.

Puanım: 5/5


1984 - George Orwell (1949)

1984, George Orwell tarafından 1947-48 yılları arasında kaleme alınan ve 1949’da yayınlanan ünlü bir distopya romanı. Merkezileştirilmiş bir ekonominin yani sosyalizmin nasıl sonuçlara yol açabileceğine değinen ilginç bir yapıt. Birkaç alıntıyı aşağıya bırakıyorum.

“Tek sevgi vardır, o da Büyük Birader’e olan sevgidir.”

“Tek sadakat vardır, o da Büyük Birader’e olan sevgidir.”

“Öncelikle dil yozlaştırılır. Tarih yozlaştırılır. İnsanların düşünmesine, başka anlamlar çıkarmasına yol açacak kelimelerden uzak durulur.”

Puanım: 4/5


Bir Türkiye Hayali - Selçuk Şirin (2017)

Selçuk Hoca bu kitabında da diğer kitabında olduğu gibi Türkiye ve dünya hakkında güzel noktalara değinmiş. Verilerle de desteklemiş. İlk kitabını fırsat bulursanız kesin okuyun, eğer çok ilginizi çekerse bu kitaba da göz gezdirebilirsiniz.

Türkiye’nin semptomları belli, tanısı konulmuş, reçetesini de Selçuk Şirin gibi farkındalık sahibi kişiler hazırlamış; bizlere de uygulamak düşüyor.

Bu arada Selçuk Hoca’yı takip etmiyorsanız öneririm: @SelcukRSirin Kendisi sağlam bir eğitimci ve bir Türkiye sevdalısıdır.

Puanım: 4/5


Homo Sapiens - Yuval Noah Harari (2011)

Eğer birini kitap okumaya teşvik edecek olsam direkt bu kitabı önerirdim. Dopdolu bir içeriğe sahip. Hem bir ansiklopedi tadında bilgilerle dolu, hem de bazı enteresan fikirler ve yorumlarla desteklenmiş. Biraz da benim simetri hassasiyetimi tatmin edecek şekilde 20 bölüm x 20’şer sayfadan oluşan bir kitap. Biraz fazla popüler olduğu doğru ancak bundan etkilenmemenizi ve temin edip ön yargısız şekilde okumanızı tavsiye ederim.

Kitabı bitirdikten sonra üşenmedim, altını çizdiğim bütün cümleleri dijital ortama aktardım. Notlarımdan birkaçını (kendi yorumumu katmadan) paylaşmak istiyorum.

“Yazının insanlık tarihine en önemli katkısı şudur: yavaş yavaş insanların düşünme ve dünyaya bakış biçimlerini değiştirmiştir. Özgür düşünce ve bütüncül bakış, yerini bürokrasiye ve sınıflandırmaya bırakmıştır.”

“Yönetimlerin, örgütlerin ve şirketlerin kararlarına etki etmek isteyen biri, mutlaka rakamların dilinden konuşmayı öğrenmek zorundadır. Bu işin uzmanları “fakirlik”, “mutluluk” ve “dürüstlük gibi kavramları bile rakamlara çevirmek için ellerinden geleni yaparlar (“yoksulluk sınırı”, “bireysel mutluluk seviyesi”, “kredi notu”).”

“Köleleri Avrupa ya da Doğu Asya yerine Afrika’dan (Amerika’ya) getirme kararı üç temel etkene dayanıyordu. Birincisi, Afrika daha yakındı ve haliyle köleleri Vietnam yerine Senegal’den ithal etmek daha ucuzdu. İkincisi, Afrika’da halihazırda çok gelişmiş bir köle ticaret sistemi mevcuttu (Büyük ölçüde Orta Doğu’ya ihraç ediliyordu), buna karşılık Avrupa’da kölelik neredeyse yoktu. (16-18. yy). Üçüncüsü ve en önemlisi, Virginia, Haiti ve Brezilya gibi yerlerdeki Amerikan çiftlikleri, sarıhuma ve sıtma gibi hastalıkların kol gezdiği yerlerdi ve bu hastalıkların kaynağı Afrika’ydı. Afrikalılar nesilden nesile bu hastalıklara kısmen genetik bağışıklık kazanmıştı, buna karşılık Avrupalılar tamamen savunmasızdı ve kitleler halinde ölüyorlardı.”

“Eğer 1895’te Alabamalı bir siyahi, mucizevi şekilde iyi bir eğitim alarak banka veznedarlığı gibi saygın bir işe başvursaydı, kabul edilme ihtimali eşit derecede kalifiye bir beyaza göre neredeyse yoktu.”

“Dünyanın dört bir yanındaki insanlar Fransız Devrimi’nden bu yana eşitlik ve bireysel özgürlüğü temel değerler olarak görmeye başladılar. Eşitlik ancak daha iyi durumdakilerin özgürlüklerinin kısıtlayarak sağlanabilir.”

“(Amerikan politikaları) Demokratlar; fakirler, yaşlılar ve muhtaçlara yardım edebilmenin bedeli vergileri artırmak da olsa daha eşit bir toplum istiyorlar, ama bu da insanların paralarını istedikleri gibi harcayabilme özgürlüğüne engel oluyor. Öte yandan cumhuriyetçiler de, bedeli gelir adaletsizliğinin artması ve pek çok Amerikalının sağlık sigortası yaptıramaması bile olsa bireysel özgürlüğün en üst seviyeye çıkmasını istiyorlar.”

“Tıpkı aynı anda basılan iki müzik notasının müziği ileri götürmesi gibi, düşüncelerimizdeki, fikirlerimizdeki ve değerlerimizdeki uyumsuzluklar bizi araştırmaya, eleştirmeye ve yeniden değerlendirmeye mecbur eder. Tutarlılık, zihinlerin oyun alanıdır. “

“2006’da dünyadaki toplam para miktarı 473 trilyon dolarken, madeni para ve banknotların toplam değeri 47 trilon dolardan azdı. Tüm paranın yüzde 90’ından fazlası (hesaplarımızdaki 400 trilyon dolardan daha fazla) sadece bilgisayarlarda mevcuttur. “

“1500 yılında dünyada yaklaşık 500 milyon Homo Sapiens vardı. Bugünse bu sayı tam 7 milyardır. 1500 yılında insanlar tarafından üretilen toplam mal ve hizmetlerin bugünkü dolar üzerinden değeri yaklaşık 250 milyardı, bugünse yıllık üretim yaklaşık 60 trilyon dolar. İnsan nüfusu 14 kat artmasına karşın üretim 240, enerji tüketimisyse 115 kat artmış durumdadır. “

“Geçtiğimiz beş yüz yılın en önemli olayı 16 Temmuz 1945 sabahı saat 5:29:45’te gerçekleşti. Tam olarak bu saniyede Amerikan bilimcileri ilk atom bombasını New Mexico eyaletinin Alamogordo şehrinde patlattılar. Bu andan itibaren insanlık, sadece tarihin akışını değiştirebilme değil, tarihi sona erdirebilme kapasitesine de sahip oldu.”

“1775 yılında Asya dünya ekonomisinin yüzde 80’i demekti.”

“Dünyanın ilk ticari demiryolu 1830’da İngiltere’de yapıldı. 1850’de Batı ülkeleri neredeyse 40 bin kilometre demiryoluyla baştan başa örülmüşken, Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın tamamında yalnızca 4 bin km ray döşenmişti. Türkiyede ilk demiryolu 1858’de açıldı. İngilizler tarafından inşa edilmişti ve onlar işletiyordu.”

“Avrupa, erken modern çağda, sonradan dünyayı fethetmesini sağlayacak nasıl bir potansiyel geliştirmişti. Bu soruya birbirini tamamlayan iki yanıt verilebilir: modern bilim ve kapitalizm.”

“Peki modern bilimle Avrupa emperyalizmi arasındaki ilişkiyi kuran neydi? Önemli nokta, bitki arayan botanikçiyle, koloni arayan denizci subayının benzer bir zihniyeti paylaşmalarıydı. Hem bilim insanı hem fatih, işe ilk önce cehaletlerinin farkına vararak başladılar, ikisi de “uzaklarda ne olup bittiğini bilmiyorum” dedi ve ikisi de yeni keşifler yapma ihtiyacını hissetti; sonuç olarak her ikisi de keşfedecekleri bu yeni bilginin onları dünyanın efendileri yapmasını umuyorlardı. “

“Müslümanlar Hindistan’ı fethettiğinde yanlarında Hint tarihini sistematik olarak inceleyecek arkeologlar, Hint kültürünü inceleyecek antropologlar, Hint topraklarını inceleyecek jeologlar ve Hint faunasını inceleyecek zoologlar getirmemişlerdi. İngilizler ise Hindistan’ı fethettiklerinde bunların hepsini yanlarında getirdiler.”

“Modern kapitalist ekonominin önemli bir bölümü, karın yeniden üretime yatırılmasını salık veren bu yeni etiğin ortaya çıkmasına dayalıdır. Yatırımlar pek çok farklı şekilde yapılabilir: fabrikayı büyütmek, bilimsel araştırma yapmak, yeni ürünler geliştirmek. Bu yüzden kapitalizmin adı “kapitalizm”dir. Kapitalizm “kapital”i, yani sermayeyi “zenginlik”ten ayırır. Sermaye üretime adanmış para, ürün ve kaynak demektir.”

“Despot bir iktidar, yaygın çatışmalar ve yozlaşmış bir hukuk sistemiyle yönetilen petrol zengini bir ülke, düşük bir kredi derecelendirme notu alır, bunun sonucu olarak da, en muhtemelen fakir kalmaya devam edecektir çünkü elindeki petrolden en iyi şekilde yararlanması için gerekenleri yapmasını mümkün kılacak krediyi bulamayacaktır. Doğal kaynaklardan yoksun ama barış içinde, iyi bir hukuk sistemi ve özgür bir yönetimi olan ülkeyse iyi kredi derecelendirme notu alacaktır, böylelikle de iyi bir eğitim sistemi ve gelişmiş bir uluslararası sektörü oluşturabilecek krediyi kolayca bulabilecektir.”

“16. yy’dan 19. yy’a, 10 milyon Afrikalı köle Amerika’ya getirildi ve bunların yüzde 70’i şeker çiftliklerinde çalıştırıldı. Bütün bunlar, Avrupalılar şekerli çay içebilsin ve tatlı yiyebilsin, tabii bu arada da şeker baronları da muazzam karlar elde edebilsin diye yaşanıyordu.”

Şekerin nasıl bir illet olduğunu şu yazımda anlatmıştım.

“Her yıl ABD nüfusu diyetlere, dünyanın geri kalanının tamamındaki aç insanları beslemeye yetecek miktardan daha fazla para harcıyor. Obezite tüketimcilik için çifte zaferdir. Ekonomik daralmaya sebep olacak az yemek ve alışkanlıklar yerine, insanlar hem çok yiyor hem de diyet ürünleri tüketerek ekonomik büyümeye çifte katkı yapıyorlar.”

“Kapitalist ve tüketimci etik, bir madalyonun iki yüzü gibidir. Zenginlerin uyduğu birinci emir “yatırım yap!” iken, geri kalanların uyduğu birinci emir “satın al!”dır.”

“Hiçbir şey biyolojinin önemini ünlü New Age sloganı kadar iyi anlatmıyor: “Mutluluk içimizde başlar.” Para, toplumsal statü, plastik cerrahi, güzel evler, iktidar konumları, bunların hiçbiri size mutluluk getirmez, uçup gitmeyen gerçek mutluluk sadece serotonin, dopamin ve oksitosin sayesinde olur.”

“(Sanayi devrimi etkileri, endüstriyel zamanlamaya uymak dışnındaki) Diğer önemli örnekler arasında şehirleşme, köylülüğün ortadan kalkması, proleteryanın yükselişi, bireyin güçlenmesi, demokratikleşme, gençlik kültürü ve ataerkilliğin güçsüzleşmesi sayılabilir. 350 En önemlisi Ailenin ve topluluğun çöküşü ve yerine devlet ile piyasanın geçmesidir. (Sanayi Devriminden önce) Aile aynı zamanda sosyal devlet, sağlık sistemi, eğitim sistemi, inşaat sektörü, sendika, emekli maaşı, sigorta şirketi, radyo, tv, gazete, banka ve hatta polis demekti.”

Notlarım elbette bu kadar değil ama hepsini yazarsam bu yazı bitmez. :) Eminim bu alıntıların ilgisini cezbettiği biri varsa çoktan listesine bu kitabı eklemiştir.

Puanım: 5/5 (Daha fazla puanım olsa verirdim vallahi)


Homo Deus - Yuval Noah Harari (2015)

Harari’nin bir başka şahane kitabı. Homo Sapiens’i henüz bitirmeden Homo Deus’u satın almıştım zaten. :) Sapiens kadar akıcı olmasa da yine harika bir içeriğe sahip. Birkaç alıntı bırakıyorum aşağıya:

“Dünyada artık doğal kıtlıklar kalmadı, sadece siyasi kıtlıklar var. Eğer Suriye, Sudan ya da Somali’de insanlar açlıktan ölüyorsa, bu bazı siyasetçiler böyle istediği için oluyor.”

“2014 itibarıyla aşırı kilodan mustarip 2.1 insana karşılık yetersiz beslenen insan sayısı 850 milyon. İnsan türünün yarısının 2030 yılında aşırı kilolu olması bekleniyor. 2010’da kıtlık ve yetersiz beslenme yaklaşık 1 milyon insanın canına mal olurken, veriler obezitenin tek başına 3 milyon insanı öldürdüğünü gösteriyor.”

“Avrupalıların ayak basmasıyla Amerika, Avustralya ve Pasifik Adaları’nı çok daha beter salgınlar vurdu. Salgın hastalık taşıdıklarından bihaber kaşif ve göçmenler, yerli halkları daha önce hiç karşılaşmadıkları hastalıklarla tanıştırdılar ve bu hastalıklar yerel nüfusun yüzde 90’ının hayatını kaybetmesine yol açtı.”

“Hammaddeye dayalı küresel ekonomi modeli bilgi ekonomisine dönüşüyor.”

“Otto von Bismarck 19. yüzyılın sonunda Almanya’da sosyal güvenlik ve emeklilik planlarının öncülüğünü yaparken temel hedefi, vatandaşların esenliğini artırmak değil sadakatlerini garantiye almaktı. On sekizinizde ülkeniz için savaştınız, kırkınızda vergilerinizi ödediniz, devletinize güvendiniz ve böylece yetmişinizde de devletiniz size bakacak.”

“Maddi kazançların tatmini uzun soluklu değildir. Öyle ki para, ün ve keyif peşinde körlemesine koşmak bizi sadece daha da aciz kılacaktır.” Epikür

“Bizi mutlu etmeyen şeylere karşı duyduğumuz sabırsızlıkla doğru orantılı olarak hazlara duyduğumuz arzu da artıyor. Bilimsel araştırmalar ve piyasalar bu hedefe kilitlenmiş, her yıl daha iyi ağrı kesiciler, yeni tatlar, daha rahat yataklar, daha çok bağımlılık yapan akıllı telefon oyunları geliştiriyor; böylece otobüs beklerken bir an bile sıkılmıyoruz.”

“Tüm algoritmalar sürekli doğal seçilimin kalite kontrolünden geçer. Yalnızca ihtimalleri doğru hesaplayabilen hayvanlar gelecek nesillere genlerini aktarabilir.”

“(Rus Devrimi) 1917’de 3 milyonluk Rus orta ve üst sınıfına karşılık Komünist Parti’nin yalnızca 23 bin üyesi vardı.”

“Oruç tutmak, seçimde oy atmak neden anlamlıdır? Çünkü arkadaşlarımız ve komşularımız da aynı şeyleri yapar. Karşılıklı her kabul, anlam örgüsünü herkesin düşüncesine inanmaktan başka bir çareniz kalmayıncaya kadar güçlendirip sıkılaştırır.”

“Yeterince yeni girişim başarılı olursa insanların geleceğe duyduğu güven artar, krediler yükselir, faizler düşer, girişimciler daha rahat para biriktirir ve ekonomi büyür. İnsanlar geleceğe daha çok güvenmeye başlar, ekonomi büyümeye ve beraberinde de bilimsel gelişmeyi büyütmeye devam eder.”

“Dünyada üç tür kaynak bulunur: Hammadde, enerji ve bilgi. Hammadde ve enerji tüketilebilir, bilgi ise aksine büyüyen bir kaynaktır. Ne kadar kullanırsanız elinizdeki o kadar artar. Hatta sahip olduğunuz bilgi dağarcığını artırmak size hammadde ve enerji de sağlayabilir.”

“Bir doktoru eğitmek yıllar alan karmaşık ve pahalı bir süreçtir. On yıl eğitim ve asistanlığın ardından elinizde yalnızca 1 doktor olur. Toplam maliyet yüzlerce milyar dolara çıkacaksa bile uzun vadede yapay zekaya bu işi teslim etmek, doktor eğitmekten çok daha ucuza gelecektir.”

“2016 başı itibarıyla dünyadaki en zengin 62 insanın varlığı, en yoksul 3.5 milyar insanın varlığına eşit.”

Puanım: 5/5


Çizginin Dışındakiler - Malcolm Gladwell (2008)

Gladwell, bu kitapta hayatta başarıya ulaşan insanların nasıl o noktaya geldikleri konusuna eğilmiş, çok çarpıcı verilerle de desteklemiş.

Kısa özet: başarının sırrı, doğru zamanda doğru yerde olmaktan geçiyor.

“(10 bin saat kuralı) Araştırmaları şunu gösteriyor ki bir öğrenci en iyi müzik okullarından birine girebilecek kadar yetenekliyse onun performansını bir diğerininkinden ayıran ne kadar çok çalıştığı oluyor. O kadar. Bütün zamanların en büyük müzik dehası Mozart bile 10 bin saati tamamlamadan temposunu tutturamadı. Pratik, iyi bir noktaya geldikten sonra yaptığınız bir şey değildir. Sizi iyi bir noktaya getirmesi için yaptığınız bir şeydir.”

“Başarılı insanlar bunu tek başlarına elde etmiyor. Nereden geldikleri önemli. Onlar özel yerlerin ve ortamların ürünü.”

“Yılda 360 gün yataktan güneş doğmadan önce kalkabilen hiç kimse ailesini zengin etmekte başarısız olmaz.” Çin Atasözü

Başarıya giden yolun yılda 360 gün güneş doğmadan kalkmak olduğuna inanan kültürler kesinlikle çocuklarına yazın üç ay tatil yaptırmayacaktır. ABD’de bir öğretim yılı ortalama 180 gündür. Güney Kore’de 220 gün. Japonya’da ise 243 gün.


Aşağıdaki kısım benim için bir hayli önemliydi. Benimle aynı düşünce yapısına sahipseniz eminim ilginizi çekecektir. Türkiye’de beni en çok rahatsız eden şeylerden biri “güç mesafesi endeksi” (power distance index) olarak isimlendiriliyormuş, bu kitapla birlikte öğrenmiş oldum.

Güç mesafesi indeksi hakkında daha detaylı bilgi için şurayı inceleyebilirsiniz.

Puanım: 5/5



Kapanış

Bunlar dışında yıl içinde Daniel Kahneman‘dan Hızlı ve Yavaş Düşünme kitabına da başladım ancak biraz ağır geldiği için bıraktım. İlerleyen zamanda yeniden şans vereceğim.

İlaveten yine muhteşem bir kitap olan Daron Acemoğlu‘ndan Ulusların Düşüşü kitabına başladım ancak bitirme tarihi 2018’de olduğu için onu sonraki yazıda anlatacağım.

2018 benim için kitaplar açısından çok daha iyi geçiyor. Bir sonraki kitap yazısında çok daha dolu içeriklerle burada olacağım.


Geçenlerde Quora’da bir yazıya denk geldim. Adam şöyle bir şey demişti:

“Kitapları okumayın, kitapları kullanın.”

Ben de aynı düşünceleri paylaşıyorum şahsen. Roman ve hikayeler de elbette güzel ancak beni kesmiyor. Benim üzerime kürekle bilgi atması lazım okuduğum kitabın, damardan bilgi akıtması lazım. Kitabı bitirince ufkumun açılması, düşünce süzgecimin daha da güçlenmiş olması gerekli. Ancak böyle tatmin oluyorum. :)

Sevgili amirim şöyle demişti:

Gerçekten keşif seferi. Belki ilk adımları atmak için birkaç öneri güzel olabilir ancak yola çıktıktan sonra sevdiğiniz ve sevmediğiniz şeyleri öğreniyorsunuz. Ve sonrasında birilerinin tavsiyesine ihtiyaç kalmadan kendi yolunuzu kendiniz inşa etmeye başlıyorsunuz.


Bir hayli uzun bir yazı oldu, eğer halen okumaya devam ediyorsanız gönülden kutlarım! 😀 Ve madem bu kadar tutkulu bir okuyucusunuz, bir konuda yeni fikirlere ve yöntemlere açığım:

Okuduğunuz kitaplarda altını çizdiğiniz cümleleri nasıl yönetiyorsunuz? Okur okumaz bilgisayara aktarıyor musunuz? Yoksa kitabı bitirince notlarınızı komple arşivliyorsunuz? Yoksa hiç arşivlemiyor musunuz?

Bir de notlarınızı yönetmek için hangi platformu kullanıyorsunuz (Google Keep, Evernote vb)? Herhangi bir yerden bana yöntemlerinizi iletebilirsiniz, zira benim için en büyük külfet kitaptaki notlarımı yazmak. Güzel alternatiflere açığım.


Şimdilik benden bu kadar. Kitapsız gününüz geçmesin, sevgiyle kalın!

Burak Ekici

Burak Ekici

Software Engineer, iOS Developer

comments powered by Disqus
rss facebook twitter github youtube mail spotify lastfm instagram linkedin google google-plus pinterest medium vimeo stackoverflow reddit quora quora