MIX · 6 mins
Bir Uyuşturucu Türü Olarak Şeker
Merhaba,
Bu yazıda şekerin ne olduğuna, farklı şeker türlerine ve fazla şeker tüketiminin sağlık üzerindeki etkilerine bakıyorum. Son bölümde ise günlük şeker tüketimini azaltmak için uygulanabilir birkaç öneri paylaşıyorum.
En başta önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Buradaki mesele meyve, sebze ve süt gibi besinlerin doğal olarak içerdiği şeker değil; özellikle yiyecek ve içeceklere sonradan eklenen ya da bal, şurup ve meyve suyu gibi ürünlerde yoğun hâlde bulunan serbest şekerler. Bir besinin bütünü, içerdiği tek bir bileşenden ibaret değil.
Başlıktaki “uyuşturucu” ifadesini de bilimsel bir sınıflandırma olarak değil, şekerli ürünlere karşı geliştirebildiğimiz güçlü isteğe dikkat çeken bir benzetme olarak kullanıyorum.
Şekerin kısa tarihçesi
Şeker kamışının binlerce yıldır Güney ve Güneydoğu Asya’da yetiştirildiği biliniyor. Sanskritçedeki śarkarā sözcüğü zaman içinde farklı dillere uyarlanmış; İngilizcedeki sugar, Fransızcadaki sucre ve Türkçedeki şeker gibi sözcükler de aynı kökle ilişkilendiriliyor.
Şeker, ticaret yolları ve Akdeniz’deki tarımsal üretim aracılığıyla Avrupa’da yaygınlaşmış. Uzun süre pahalı ve nadir bir ürün olduğu için baharat ya da ilaç gibi değerlendirilmiş. Üretimin sanayileşmesiyle birlikte ucuzlamış ve gündelik beslenmenin sıradan bir parçasına dönüşmüş.
Şeker nedir?
Şekerler, karbonhidratların basit formlarıdır. En sık karşılaştığımız türler arasında glikoz, fruktoz ve sükroz bulunur. Vücut glikozu temel enerji kaynaklarından biri olarak kullanır; ihtiyaç fazlasının bir bölümü glikojen olarak depolanabilir.
Sofra şekeri olarak bildiğimiz sükroz, bir glikoz ve bir fruktoz molekülünden oluşur. Genellikle şeker pancarı veya şeker kamışından üretilir. Fruktoz ise meyve ve balda doğal olarak bulunmasının yanı sıra şekerli içecekler ve işlenmiş ürünlerde kullanılan tatlandırıcılarda da yer alır.
Burada kaynağın yanı sıra miktar ve tüketim biçimi de önemlidir. Bütün bir meyve; şekerle birlikte lif, su, vitamin ve mineraller içerir. Meyve suyu veya şekerli bir içecek ise daha kısa sürede, daha yoğun miktarda şeker tüketmeyi kolaylaştırır.
Nişasta bazlı şeker nedir?
Nişasta bazlı şeker (NBŞ), çoğunlukla mısır nişastasından üretilen glikoz ve fruktoz karışımlarının genel adıdır. Gıda endüstrisinde özellikle içecek, tatlı, şekerleme ve çeşitli paketli ürünlerde kullanılır. Ucuz olması, sıvı formda kolay işlenmesi ve ürünün yapısına uygun özellikler sağlaması üreticiler açısından tercih edilmesinin başlıca nedenleridir.
NBŞ ile sofra şekerinin bileşimi birbirinden farklı olsa da sağlık açısından asıl dikkat edilmesi gereken nokta, toplam serbest şeker tüketimidir. Bir üründe “mısır şurubu yoktur” yazması, o ürünün otomatik olarak düşük şekerli veya sağlıklı olduğu anlamına gelmez.
Fazla şeker tüketimi neden sorun olabilir?
Şekeri tek başına “zehir” olarak tanımlamak doğru değil. Sorun daha çok serbest şekerlerin sık ve yüksek miktarda tüketilmesiyle ortaya çıkıyor. Özellikle şekerli içecekler fazla enerjiyi kısa sürede almayı kolaylaştırırken katı gıdalar kadar uzun süre tokluk sağlamayabiliyor.
Düzenli olarak ihtiyaçtan fazla enerji almak zaman içinde kilo artışına yol açabilir. Şekerli içeceklerin ve eklenmiş şekeri yüksek ürünlerin yoğun tüketimi de obezite, tip 2 diyabet, kalp-damar hastalıkları ve karaciğer yağlanması riskindeki artışla ilişkilendiriliyor. Bu ilişkiyi yalnızca tek bir besine indirgememek gerekir; toplam beslenme düzeni, hareket düzeyi, uyku ve genetik gibi birçok etken birlikte rol oynar.
Fruktozun önemli bir bölümü karaciğerde işlenir. Çok yüksek ve düzenli tüketim, özellikle fazla kaloriyle birlikte olduğunda, karaciğerde yağ üretimini ve trigliserit düzeylerini artırabilir. Ancak bu durum meyvenin içindeki fruktoz ile yoğun eklenmiş şekeri aynı kefeye koymak gerektiği anlamına gelmez. Meyvenin lifli yapısı tüketim hızını ve porsiyonu sınırlar; aynı zamanda başka yararlı besin öğeleri de sağlar.
İnsülin ise kan şekeri yükseldiğinde glikozun hücrelere alınmasına ve gerektiğinde depolanmasına yardımcı olan temel bir hormondur. İnsülini yalnızca “yağ depolayan hormon” olarak anlatmak eksik kalır. Uzun süre devam eden fazla enerji alımı ve kilo artışı, zaman içinde hücrelerin insüline verdiği yanıtı zayıflatabilir ve insülin direnci riskini artırabilir.
Şekerin “bağımlılık” oluşturduğu iddiası da dikkatli ele alınmalı. Hayvan deneylerinde tatlı tada karşı güçlü bir tercih gözlenebiliyor. Örneğin sıkça anılan bir çalışmada fareler sakarinle tatlandırılmış suyu kokaine tercih etmişti. İlgi çekici olan bu sonuç, insanlarda şekerin kokainle aynı tür bağımlılığı oluşturduğunu tek başına kanıtlamaz. İnsan yeme davranışı biyolojik, psikolojik ve çevresel birçok etkene bağlıdır.
Fazla serbest şeker tüketimiyle ilgili en güçlü ve doğrudan bulgulardan biri de diş çürükleridir. Ağızdaki bakteriler şekeri kullanarak asit üretir; bu asit zamanla diş minesine zarar verebilir. Bu nedenle yalnızca toplam miktar değil, şekerli yiyecek ve içeceklerin gün içinde ne kadar sık tüketildiği de önemlidir.
Dünya Sağlık Örgütü, serbest şekerlerin günlük enerjinin yüzde 10’undan azıyla sınırlandırılmasını; mümkünse yüzde 5’in altına indirilmesini öneriyor. Yaklaşık 2.000 kalorilik bir beslenmede yüzde 10, günde 50 gram serbest şekere karşılık geliyor. Bu sınır meyve ve sebzelerin yapısında doğal olarak bulunan şekerleri değil; eklenmiş şekerleri, balı, şurupları ve meyve sularındaki şekeri kapsıyor.
Şeker tüketimini nasıl azaltabiliriz?
-
Paketli ürünlerde içindekiler listesini ve besin değerleri tablosunu okuyabiliriz. Şeker; glikoz şurubu, fruktoz şurubu, dekstroz, malt şurubu ve benzeri farklı adlarla listelenebilir.
-
Kola, gazoz, enerji içeceği ve şeker eklenmiş meyve suyu gibi içecekleri azaltabiliriz. Sıvı şeker, fark etmeden yüksek miktarda şeker tüketmenin en kolay yollarından biridir.
-
Çay ve kahveye eklediğimiz şekeri bir anda kesmek yerine kademeli olarak azaltabiliriz.
-
Meyve suyu yerine meyvenin kendisini tüketebiliriz. Böylece meyvenin lifinden de yararlanır ve genellikle daha küçük bir porsiyonla doyarız.
-
Rafine tahıllar yerine tam tahıllı ekmek, yulaf ve bulgur gibi lif oranı daha yüksek seçeneklere yönelebiliriz.
-
Ara öğünlerde şekerleme ve paketli tatlılar yerine meyve, yoğurt veya kuruyemiş tercih edebiliriz.
-
“Şekersiz” veya “doğal” gibi ön yüz ifadelerine güvenmek yerine porsiyon miktarına ve ürünün tamamına bakabiliriz.
Amaç şekeri korkulacak bir maddeye dönüştürmek değil; sık tüketilen ürünleri fark etmek ve sürdürülebilir seçimler yapmak. Ara sıra yenen bir tatlıdan çok, günlük alışkanlıkların bütünü önemlidir.
Grafikler
İlk grafik, ABD’de şekerli içecek tüketimi ile bazı sağlık göstergelerinin eyaletler düzeyindeki dağılımını karşılaştırıyor. Burada görülen benzerlik bir korelasyon; tek başına neden-sonuç ilişkisi kurmak için yeterli değil.
Aşağıdaki görsel, bazı içeceklerde bulunan şeker miktarını yaklaşık olarak gösteriyor. Miktarlar marka ve porsiyon büyüklüğüne göre değişebilir.
Bu fotoğrafı gezdiğim bir çikolata fabrikasında çekmiştim. Sergilenen tarife göre sütlü çikolatanın yüzde 47,5’i şekerden oluşuyor. Aynı panoda bu oran beyaz çikolata için yüzde 52, bitter çikolata için ise yüzde 24 olarak verilmişti. Elbette oranlar ürüne ve tarife göre değişebilir.
Kaynaklar ve videolar
Aşağıda konu üzerine farklı bakış açıları sunan birkaç video ve yazı bulunuyor. Videolardaki her iddiayı kesin bilgi olarak kabul etmek yerine, güncel sağlık rehberleri ve bilimsel çalışmalarla birlikte değerlendirmekte fayda var.
Konuyu daha ayrıntılı incelemek için:
- Dünya Sağlık Örgütü - Yetişkinler ve çocuklar için şeker tüketimi rehberi
- Dünya Sağlık Örgütü - Sağlıklı beslenme bilgi notu
- PLOS ONE - Yoğun tatlılık ve kokain ödülü üzerine hayvan deneyi
Kapanış
Umarım bu yazı, günlük hayatta ne kadar şeker tükettiğimizi fark etmek için yararlı bir başlangıç olur. Ben bir sağlık uzmanı değilim; burada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşıyor ve kişisel tıbbi öneri yerine geçmiyor. Özel bir sağlık durumunuz varsa doktorunuza veya diyetisyeninize danışmanız en doğrusu olacaktır.
Sağlıcakla kalın!